İspanya’da Gezilecek Yerler

Yaz bitti, tatiller bitti, okullar açıldı derken herkes ait olduğu evlerine döndüyse bizim tatilimiz başlayabilir. Yazın bizim için en hareketli dönem. Açık hava çekimleri, sahil çekimleri derken yazında günler sınırlı sayıda olduğu için hiçbir yere kımıldayamadık. Sahilde, ormanda, ortamı güzel bulduğumuz ve keşfettiğimiz her mekanda yerimizi aldık. Tatil sırası bize geldiğine göre eşimin hep görmeyi istediği yere gitmek istedik.

Her zaman olduğu gibi uçak ve otel biletlerini kendimiz alıp, belirlediğimiz güzergah doğrultusunda seyahati organize ettik. Tatilimizi ikiye ayırdık. İlki kültür, doğa, yeme içme tatili, ikincisi dinlenme ve eğlence tatili. Seyahat edeceğimiz yerler; Barcelona , Girona, İbiza.

Barcelona havaalanı 2 terminalden oluşuyor. THY terminal 1’e, Pegasus terminal 2’ye iniyor. Şehre inmek için bir kaç seçenek mevcut. Otobüs, metro veya tren kullanabilirsiniz. Biz dört günlük metro bileti alıp metro hattını kullanarak otele ulaştık. Otelimiz şehir merkezinde olup, La Rambla caddesi paralelinde butik bir oteldi. Şehir merkezinde ve her yere yürüme mesafesinde olması bizim için büyük kolaylık oldu.

Barcelona büyük bir şehir. Zaman kaybetmemek için şehri bir plan doğrultusunda gezmekte  fayda var.

İspanya’nın vazgeçilmez şehirlerinden Barcelona’ya 3 kez gitmeme rağmen halen gelmeye ve gezmeye doyamadığım renkli bir şehir. Daha önce kız kardeşim ve arkadaşlarımla gittiğim bu şehre sevgilimle gitmenin tadı bir başkaydı. Seyahat ettiğimiz şehirleri  adım adım gezmeyi, gecesini gündüzünü her anını  yaşayarak öğrenmeyi seviyoruz. Yaşamı ve kültürünü keşfetmeyi en çok sevdiğim şehirlerden.

Mevsim olarak en güzel zaman Eylül ayı. Ilıman bir hava, ılık esen tatlı rüzgarıyla tişörtle rahatça gezebileceğiniz ve bunalmayacağınız bir zaman.

Barcelona görülmesi gereken önemli turizm şehri. Her zevke hitap eden bir şehir. Kültür, doğa, deniz, yeme içme, eğlence, futbol ne ararsanız şehirde bulabilirsiniz. Kültür olarak ta bize yakın olması sebebiyle dünya’da yaşayabileceğim ender şehirlerden.

Barcelona İspanya sınırlarında olmasına rağmen Katalunya özerk bölgesini oluşturan şehirlerinden biri ve başkenti. Barcelona’da yaşayan insanlar kendilerine İspanyol değil Katalan diyorlar. Konuştukları dile bile İspanyolca değil Katalanca. Şehirde referandum yapılmasına ilişkin tüm binalarda Katalan bayrakları asılıydı. Referandum kapsamında duvarlarda posterler, sırtlarında Katalan bayrakları asılı gençlerin taşıdığı pankartlar, şehrin her yanında düzenlenen eylemler ve aktivistlerin dağıttığı broşürler vardı. Akşamları ise balkonlarda tencere tavalar çalınıyordu. Şehir hareketli bir dönemden geçiyordu. Bizim gittiğimiz zaman da demokrası şenliği gibiydi. Bizden sonra olaylar çıkmış. Şanslıyız ki o ana denk gelmedik.

Şehirde yapılacak o kadar çok şey var ki en az 4 gün ayırmanız gerekir. Şehirde sıklıkla festivaller düzenlenir. Özellikle bizim gibi festival zamanına denk getirirseniz şehirden daha çok keyif alabilirsiniz. 23-24 Eylül haftası giderseniz Le Merce festivaline denk gelirsiniz. Festival kapsamında tüm şehir bayram havasında. Caddelerde yürüyüşler, şovlar, insan kuleleri gibi gösteriler yer alıyor. Meydanlarda konserler, havai fişek gösterileri sabaha kadar devam ediyor.

Antoni Gaudi bu şehrin başına gelmiş en güzel şey. Şehre baştan başa olağan üstü eserler bırakan, Barcelona’yı Barcelona yapan çılgın mimar. Gezilecek yerlerin başında onun eserleri geliyor. Şehrin her bir köşesinde onun eserlerini görmek mümkün. Aykırı sanatı ve farklı mimarisiyle şehri dantel gibi işlemiş.

Şehrin en önemli eseri La Sagra da Famillia yani Kutsal Aile Bazilikası. Kilisenin yapımı halen tamamlanmamış. Bitmeyen Kilise diye anılıyor. Gaudi’nin ölüm yıldönümünde 2026 yılında tamanlanması bekleniyor. İnşaatın yapımı halen yardımlarla ve giriş ücretleri ile devam ediyor.

Kilisenin içine girdiğiniz zaman olağanüstü bir yapıyla karşılaşacaksınız. İnce işçiliği, figürleri ve renkleri gerçekten inanılmaz etkileyici. Kiliseyi rahatsız eden tek şey, dışından kiliseyi fotoğraflarken iş makinalarının fotoğraf alanınıza girmesi.

Park Guel, görülmesi gerekenler listesinin başında gelen Gaudi’nin yaptığı bir park. Daha önce ki seyahatimizde giriş ücretsizdi artık ücretli. Parkın içinde peri masallarına benzeyen 2 ev, yemyeşil bir park ve şehrin simgesi olan kurbağa heykeli bulunuyor.

Gaudi eserlerini şehrin her yanında görmek mümkün. Şehir merkezinde iki önemli esere daha imza atmış. Passeig de Gracia isimli lüx mağazalarının bulunduğu cadde üzerinde yer alan Casa Mila ve Casa Batllo.

Casa Mila, Gaudi evleri arasında ziyareti en keyifli yapılardan. Bina doğal taşlardan yapılmış, Her detayı şaşırtıcı, yaratıcılığına hayran kalmamak mümkün değil.

Casa Batllo, yine Gaudi eserleri arasında yer alan sıra dışı bir yapı.

Barcelona’nın gündüzü ayrı gecesi ayrı güzel. Gündüz yapılacak ne kadar çok şey varsa gece de aynı şekilde ışıl ışıl.

Barcelona’ya gelmişken flamenko gösterisine gitmek olmaz. Akşam için rezervasyonumuzu yaptırıp biletlerimizi önceden temin etmiştik. Turistlerin yoğun olduğu Plaça Reial meydanındaki Los Torontos adlı mekanda Flamenko gösterisine gittik. Küçük ve sevimli mekanda yarım saatte bir gösteriler oluyor. Önceden temin etmekte fayda var. Gösteriden yeterince memnun kaldık. Bir çok yerde flamenko gösterisi izledim. Ama izlediğimiz grubun enerjisi başkaydı. Yarım saat nasıl geçti anlamadık.

Barcelona’nın kalbi La Rambla caddesi ve etrafında ki sokaklarda atıyor. Çiçek satanlar, kafeler, hediyelik eşya satan mağazalar ne ararsanız bu cadde üzerinde. Caddenin ortalarında La Boqueria isimli üzeri kapalı pazar var. Orayı mutlaka  gezmelisiniz. Envai çeşit sebze, meyva, şeker, çikolata bulunuyor. Alışveriş yapmasanız da renk cümbüşünü görmelisiniz.

Her sokak farklı bir meydana çıkıyor. La Rambla Caddesinin sonu Colomb heykeline çıkıyor. Colomb heykeline ulaştığınızda karşınızda Port Vell diye adlandırıılan Barcelona’nın marinası var. Marinadan yürümeye devam ederseniz Barcelonata’ya ulaşırsınız. Deniz kenarında bulunan muhitte biraz soluklanıp, kafelerinde kahvenizi yudumlayıp gezmeye biraz ara verebilirsiniz. Yazın bu bölgeden denize girilebiliyormuş.

Barcelona’da etkilendiğim diğer müze Museu Nacional  D’Art de Catalunya ( Görsel Sanatlar Müzesi) müzesi oldu. Farklı dönemlere ait eserler bulunuyor. Roma dönemi, Barok,  Götik, Rönesans ve Modern Sanat’a ait. Sanata biraz ilgi duyuyorsanız mutlaka görmelisiniz.

Şehirde gezmekten en mutlu olduğum bölge El Born bölgesi. Sokak sanatını adım adım hissedebileceğiniz, minik pub, cafe ve restoranlarıyla ayrı havası olan bir yer. Ortaçağ havasını bu bölgede gezerken hissediyorsunuz. Daracık sokaklarında keşfe çıkmak, her sokakta neyle karşılacağım hissiyle merak uyandırması bizi kendisine bağladı. Minik ve sevimli mağazalarında el sanatları ile ilgili mutlaka ilginizi çeken birşey buluyorsunuz. Yemek yemek için bir çok seçenek mevcut. Tapas yemek için de kesinlikle bu bölgeyi tercih etmelisiniz.

Barcelona’nın önemli tarihi yapılarından biri olan Unesco dünya mirası listesinde yer alan Hospital of the Holy Cross and of Saint Paul hastanesi alışılmışın dışında bir yer. Hastalara tamamen moral vermek amacıyla tasarlanmış. Bahçesi hastaların ve doktorların kendilerini iyi hissetmeleri için yapılmış. Binaların bahçeye bakması ve dizaynı gün ışığından yaralanmak için yapılmaya çalışılmış. Görülmeye değer yapılardan.

Barcelona gezmeye doyulmayan, gizemli ve büyüleyici bir şehir. Mekanların yanı sıra yeme içme kültürü olan da bir yer. Gelmişken üç şeyi mutlaka denemelisiniz. Tapas, yani atıştırmalık minik mezeler. Sangria, kırmızı şarapla yapılan içinde meyva parçaları olan tatlı ve lezzetli bir içecek. Son olarak ta benim favorim olan Paella, içinde bolca deniz ürünleri bulunan altında sarı renkte pilav ile servis edilen lezzetli İspanyol halk yemeği.

Girona

Barcelona gezisini organize ederken mutlaka gezilmesi gereken yerler arasında notumuzu almıştık. Barcelona’dan trenle 1 saat uzaklıkta olan mistik bir şehir. Şehri görmek istedik. En büyük sebebi de ”Game of Thrones” dizisinin bir çok sahnesinin burada çekilmesi. Diziyi takip eden bir çift olarak buraya kadar gelmişken görmemek olmazdı.  Diziyi takip edenler Girona Katedrali’nin önünde ki merdivenlerin dizide kullanıldığını bilirler. Girona tabi ki sadece bununla sınırlı değil. Orta çağ kasabasını andıran kendine has mistik bir havası olan bir şehir. Kendine özgü sıra sıra renkli evleri ve daracık sokaklarıyla etkileyici bir şehir.

Tatilimizin en keyifli anına geldik. Barcelona’ya bir çok gez gelmeme rağmen görmeyi istediğim ve merak ettiğim yere gitme zamanı geldi.

İbiza

Barcelona’dan uçakla 1 saat uzaklıkta bulunan çılgınlar adası İbiza’ya uzun zamandır gelmek istiyorduk. Sonunda arzu ettiğimiz yere sevgilimle birlikte geldik. Masmavi denizi, çılgın eğlenceleri, muhteşem kumsalı ile romantik bir tatil bizi bekliyor.

İbiza alan olarak büyük bir yer. Biz konaklama olarak San Antonio bölgesini tercih ettik. Liman bölgesi olan yerde otelimiz limanın hemen önünde ve merkezde olmasından dolayı geceleri biraz gürültülü olsa da biz çok memnun kaldık. İbiza’ya gelmişken gürültüsü de olsun istedik.

İbiza dünya jet sosyetesinin tercih ettiği yerlerin başında geliyor. Bunu koylarda bulunan devasa yatlardan anlayabiliyorsunuz. İbiza sadece İspanya’nın değil, dünyanın önemli eğlence merkezlerinden. Eğlenmeyi sevenlerin vazgeçemediği yerlerden dersem yanlış olmaz. Aynı zamanda özgürlükler adası. Sabaha kadar her yerin açık olduğu ve çoğu insanın gündüz gibi yaşadığı bir yere şahit olmamıştık. Garip olan gündüz kalabalıklığın aynı şekilde gece de devam etmesi. İnsanlar ne zaman uyuyor sorusunu soruyorsunuz. Her plajda ayrı parti devam ediyor. Akşam olunca da yerini farklı parti ve eğlenceye bırakıyor. Adada gece ve gündüz eğlence dolu dizgin devam ediyor.

Keyfe düşkün bir çift olarak yorucu gece hayatı yerine güneşi deniz kenarında yemek eşliğinde batırıp, minik kafelerinde soluklanıp, güzel sokaklarında dolaşarak tadını çıkardık.

Gündüz plajlarda olmak yerine İbiza’nın muhteşem doğasına ve plajına sahip koylarını tekne ile gezmeyi tercih ettik. Tercihimizi Cala Salada’dan yana kullandık. Tekne ile 20dk mesafedeki ada muhteşem konumu ve açık turkuaz rengi deniziyle bizi memnun etti.

İbiza’nın alışveriş caddeleri, arka sokakları oldukça renkli ve cıvıl cıvıl. Özellikle butik mağazalarında birbirinden güzel elbiseler, yazlık kıyafetler, el yapımı takı ve aksesuarlar var. Eşim bir süre sonra mağazaların önünden geçerken adımlarını hızlandırmaya başladı. O kadar güzel elbiseler vardı ki bakmadan geçemiyordum.

İbiza’nın merkezinde D’alt Villa diye adlandırılan kale içinde eski yerleşim yerini gezmenizi tavsiye ederim. Etrafı surlarla çevrili şehrin güzel kısımlarından. Arnavut kaldırımlı taşlı yollarında kaleye çıkarken oturup dinlenebileceğiniz kafe ve hediyelik eşya dükkanları bulabilirsiniz. 

İbiza’ya ilk kez geldik ama çok sevdik. İbiza’ya sadece iki gün ayırmıştık. Birkez daha geleceğimizi şimdiden tahmin ediyorum. Her zevke hitap eden renkli ve eğlenceli bir ada. Biz bir gün yine geleceğiz.

İspanya için ikinci blog yazım. Daha önce yazının sonuna ülkeye mutlaka yeniden geleceğim diye not düşmüşüm. Şimdi bu yazımı yineliyorum. Mutlaka seni yeniden yaşamayı diliyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.